Sezaryen Doğum Hangi Durumlarda Yapılır? | Bilmeniz Gereken Her Şey

Hamilelik haberinin ertesinde, elbette ki ilk plan normal doğum üzerine kurulur; fakat, bazı hallerde, planda biraz değişiklik yapmak ve kadınların %32’sinin tercih etmek durumunda kaldığı Sezaryen doğumu düşünmek gerekebilir. Sizler için bu yazımızda, bu değişikliğe neden olabilecek durumları derledik.

Sezaryen Doğum Nedir?

Sezaryen doğum en basit tabiri ile bebeğin abdominal kesiler açılarak alınmasıdır. Doğuma yaklaşık olarak 1 hafta kala planlanan bu doğum türü, özellikle hamilelik döneminde yapılan çeşitli testler ve kontroller ile öngörülen gebelik komplikasyonları sebebi ile gerçekleştirilmektedir.

Bununla beraber, bu prosedürün planlı olmaması da söz konusudur; öyle ki, sezaryen bazı durumlarda anne veya bebek için hayat kurtaran bir önlem olarak gerçekleşebilir ve vajinal doğumdan daha güvenli olabilir. Özellikle doğum anında bebek normal bir biçimde ilerlemiyor veya plasenta ile ilgili sorun yaşanıyor ise bu işlem uygulanabilir. Bu açıdan bakıldığında, sezaryen doğumun “olumsuz bir tecrübe” olarak adlandırılması gerekmez. Kişiselleştirilmiş bir operasyon planı ile anne adayı, bebeğine sorunsuz bir biçimde kavuşabilir.

Yaklaşık olarak 25 ila 60 dakika süren bu işlem, normal doğuma kıyasla bir tür ameliyat olarak kabul edilebilir ve bu “ameliyatın” gerçekleştirilmesi için yaygın olarak en az 39 haftalık hamileliğe kadar beklenir.

Hangi Durumlarda Sezaryen Doğum Yapılır?

Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi, normal doğum anne ve bebek sağlığı açısından uzmanların ilk tercihidir; bu tercihe uygun bir süreçten geçmemek ise yaygın olarak maternal tıbbi durumlar ile ilişkilidir.

Uzmanlara göre, yalnızca tıbbı nedenlerle planlanması gereken sezaryen doğum şu durumlar ortaya çıktığında zorunlu hale gelir:

  • Çoklu gebelik,
  • Bebeğin yeterli oksijen almaması veya kalp atışının düzenli olmaması,
  • Bebeğin boyut olarak büyük olması,
  • Hepatit B, herpes simpleks, HIV (AIDS) ve HPV gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (vajinal doğum sırasında bebeğe geçme riski bulunur),
  • Yüksek tansiyon,
  • Kardiyovasküler hastalıklar,
  • Bebekte ortaya çıkan hidrosefali (kafasının çok büyük olması) gibi belirli doğum kusurları,
  • Kronik böbrek hastalıkları,
  • Sıkışmış ya da sarkmış göbek kordonu,
  • Bebeğin beklenen şekilde baş aşağı pozisyonda olmaması,
  • Fazla kilo & obezite (kilo sorunu olmayan anne adaylarına kıyasla 2 daha fazla),
  • Geçmişte rahmi etkileyen herhangi bir ameliyat geçirmiş olma veya daha önce sezaryen yoluyla doğum yapmış olma,
  • Plasenta previa gibi vajinal doğum sırasında tehlikeli kanamalara neden olabilen plasenta ile ilgili sorunlar,
  • Kanda çok fazla şeker bulunması – diyabet,
  • Doğum sancılarını ve doğumu etkileyen diğer komplikasyonlar.

Sezaryen Doğuma İlişkin Risk Faktörleri Nelerdir?

Yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi, sezaryen doğum bir tür ameliyat olarak kabul görür; bu da, işlemin enfeksiyon ve kanama gibi çeşitli riskleri beraberinde getirdiği anlamını taşır. Bununla beraber, cerrahi süreçlerde genel anestezi kullanılması da iyileşmenin biraz daha uzun süreceği şeklinde yorumlanabilir.

Anne adayının obezite sorunu var ise, sezaryen doğum beklenilenden bir miktar daha zor olabilir. Bunun sebebi, kronik bir rahatsızlık olan obezitenin, anestezi kullanılan tüm işlemler için risk faktörü olarak kabul edilmesidir. Buna rağmen, kişiselleştirilmiş bir ameliyat planı ve uzman bir cerrah rehberliği ile başarıya ulaşmamak için geçerli bir neden yoktur.

Bilinen diğer riskler ise şöyledir:

  • Kateterizasyon sonrası idrar yolu enfeksiyonu,
  • Bağırsak fonksiyonlarında yavaşlama,
  • Dikişlerde enfeksiyon oluşumu,
  • İşlem sonrası bir süre devam eden mide bulantısı ve titreme,
  • Halsizlik ve yorgunluk,
  • Öksürme, hapşırma, gülme vb. eylemler sırasında ağrı ve rahatsızlık hissetme,
  • Anesteziye karşı reaksiyon geliştirme,
  • Mesane veya bağırsak gibi organlarda hasar,
  • Kesiğin etrafındaki alanda ciddi hassasiyet.

Özellikle kesiği çevreleyen alanda şiddetli bir kızarma durumu gözlenir ve ateş yükselir ise, zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşu ile irtibata geçmek oldukça önemlidir.

Sezaryen Doğum Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?

Sezaryen doğum anında herhangi bir acı / ağrı hissedilmez; işlem ertesinde, anestezinin etkisi geçmeye başladığında ise özellikle bel altında karıncalanma hissedilir ve ardından uyuşmuş olan bölgeler yavaş yavaş normal haline döner. Kaşıntı zaman içinde ortadan kalmaz ise, hekim antihistamin verebilir.

Doğumun ertesinde dikiş işlemi gerçekleştirilmesi gerekir; bu işlem yapılırken, annenin bebeği emzirmesine izin verilebilir. İşlem sonrasında bebeğin veya annenin acil tıbbi tedaviye ihtiyacı olmadığına karar verilirse, 24 ila 48 saatlik gözetimin ardından taburcu edilir.

Sezaryen doğum sonrası birkaç gün boyunca vajinal kanama görülebilir; bu oldukça doğal bir durumdur ve iyileşme sürecinin de bir parçasıdır. Bu süreçte hijyenik ped kullanımı önerilir.

Dinlenmeye ihtiyaç duyulan işlem sonrası süreçte, eklemler ve kaslarda ağrı gözlenebilir. Bu durumda, mümkün olduğu kadar hareket etmek ve reçete edilmiş ise ağrı kesicileri düzenli bir biçimde kullanmak önerilir.

Dikiş yapılan bölgede zaman içinde uyuşukluk gözlenebilir, bu işlem sırasında sinirlerin zarar görmesi ile ilişkilidir; bununla beraber uyuşukluk, kaygı verecek bir durum olarak kabul edilmez. Haftalar ilerledikçe kesi yeri cilt ile aynı tona sahip olmaya başlayarak görünürlüğünü kaybeder.

Doğumu takip eden ikinci haftada, kesilerin kontrolü için sağlık merkezine tekrar başvurmak gerekebilir.

Önemli bir not alarak, yukarıda da sıralamış olduğumuz gibi sezaryen doğum, rahme zarar vermek ve gelecekteki hamilelikler için komplikasyon oluşturmak başta olmak üzere pek çok riski beraberinde getirebilir; fakat son dönem cerrahi ile sezaryen sonrası sağlıklı gebelikler ve güvenli vajinal doğumlar mümkündür.

Yorum bırakıp konu ile ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz:

Yorum Yap

Anne Rehberi
Logo
Enable registration in settings - general